SİVAS KATLİAMINI UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ!

2 Temmuz 1993’de Sivas’a düşen ateş yüreklerimizi dağlamaya devam ediyor. Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak için Sivas’a giden aralarında aydınlarımızın, ozanlarımızın, gençlerimizin olduğu ülkenin aydınlık yüzü 33 canımızı aramızdan koparan katliamın üzerinden 25 yıl geçti.

Daha önce 1 Mayıs 1977, Maraş, Çorum katliamlarına seyirci kalan, faillere kol kanat geren devlet 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamında da aynı teşvik edici rolünü oynamaktan geri durmamıştır. Madımak Otelinde kurtarılmayı bekleyenler, geçen her dakikada ölüme daha fazla yaklaşırken dönemin hükumeti katliamı izlemekle yetinmiş, mağdurların değil, faillerin yanında yer almıştır. Şöyle ki; Dönemin Başbakanı Çiller katliamın ardından “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” derken, yine dönemin Cumhurbaşkanı Demirel “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş….Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır…Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır” sözlerini sarf etmiştir.

13 Mart 2012’de faillerin bir bölümünün “zaman aşımı” gerekçesi ile ceza almaktan kurtarılmasını sağlayan mahkeme kararını değerlendiren dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ise “Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” demiştir bu da memleketi idare edenlerin çoğunun ayni zihniyette olduğunun göstergesidir.

Nitekim yöneticiler devlet katliamın ardındaki güçlerin ortaya çıkmasını engellemek için adeta seferber olmuştur. Yıllarca süren dava sürecinde önce deliller karartılmış, faillerin kaçmasına göz yumulmuş,  zaman aşımı kararıyla failler devlet eliyle korunmuştur. Adalet eski bakanı yargılanan faillerin avukatlığını yapmaktan geri durmamıştır. Sanık avukatlarının çok büyük bir bölümü milletvekilliği, bakanlık, parti yöneticiliği ve yüksek yargı mensubu gibi payelerle ödüllendirilmiştir. Öyle ki son olarak Anayasa Mahkemesine (AYM) taşınan katliam davasına bakacak AYM üyelerinden birisinin de sanıkların avukatı olduğu ortaya çıkmıştır.

Aradan geçen 25 yıla rağmen aynı zihniyet şiddet dozunu daha da arttırarak tek adam sistemine değişik ayak oyunlarıyla tekrar geçmiştir!

Farklı dilleri, inançları ve kültürleri ‘tek dil, tek din, tek millet’ anlayışıyla baskılayanlar gerici zihniyetin kendisini yeniden yeniden üretmesi zeminini güçlendirmeye devam ediyor. Halkların barış içinde, kardeşçe bir arada yaşama zemini mezhepçi, ırkçı ve otoriter anlayışıyla her geçen gün daha fazla zehirleniyor. Yargı bağımsızlığı, Kuvvetler ayrılığı, TBMM’nin bypass edilmesiyle memleket 2 yıldır OHAL şartlarında KHK’ lerle idare ediliyor ve on binlerce emekten yana kendi gibi düşünmeyen kamu görevlileri işinden atılmış veya ceza evine konulmuştur.

Sivas, hatta daha öncesinde Maraş ve Çorum katliamlarının üzeri örtüldüğü için, 19 Aralık, Gazi, Roboski, Reyhanlı, Suruç olmak üzere pek çok katliam yaşadık. AKP’nin baskı ve zulmüne karşı birleşen milyonların eseri Gezi Direnişi’nde gençlerimiz sokak ortasında katledildi. Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı 10 Ekim Ankara Katliamı ile yüreğimize kapkara 100 bıçak daha saplandı. Ortaçağ karanlığı zihniyetinin ürünü yakarak katletme vahşeti Madımak’tan sonra Cizre’deki vahşet bodrumlarında yüzünü bir kez daha gösterdi. Başta Maraş olmak üzere Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelere mülteci kampları kurulmasında ısrar ediliyor.

Ülkenin üstüne çöken karanlık,  farklı inanç ve kimliklere kin besleyen nesiller yetiştirmeye hizmet eden 4+4+4’lük ‘ileri demokrasi’ ile laikliğin hedefe konulması ile daha da zifiri bir hale getirilmek isteniyor.

Dün Sivas katliamında Madımak Oteli önündeki katliamcı güruhu “öfkeli vatandaş” olarak nitelendiren zihniyet bugün onlarca kanlı katliama imza atan IŞİD’i “öfkeli gençler” olarak tanımlıyor. “Onların savunduğu İslam ile bizim savunduğumuz arasında 180 derece fark var” diyerek IŞİD ile aynı noktada durduklarını itiraf ediyor.

Zulmün ve zorbalığın efendileri ‘Ya Başkanlık Ya Kaos’ dediği günden bugüne ardı arkası kesilmeyen, yüzlerce canımızı bizden koparan katliamlara alışmamızı bekliyor.

Oysa alışmanın, kanıksamanın kabullenmek olduğunu en iyi bizler biliyoruz. Adaletsizlik üzerine inşa edilen bu yağma ve sömürü düzenine alışmadık.  Alışmayacağız. Katliamlara, ölümlere alışmayacağız. Bu karanlığa teslim olmayacağız.

Sivas’ta, Suruç’ta, Maraş’ta, Çorum’da, Gazi’de, Roboski’de, Gezi Direniş’inde,  10 Ekim Ankara katliamında yaşadığımız acıyı unutmamız elbette mümkün değilAncak acımızı azaltmanın tek bir yolu var. Bu yol katliamlarda kaybettiğimiz canlarımızın savunduğu değerlere, demokrasiye, emeğe, barışa sahip çıkmaktan geçiyor.

Bunun için yirmi beşinci yıl dönümü vesilesiyle, Sivas katliamı nezdinde yaşadığımız tüm katliamları bir kez daha lanetleyip, yaşamını yitiren insanlarımızı saygıyla anarken;

Tüm Emekliler Sendikası olarak, demokrasi için, barış ve kardeşlik için, adalet için mücadeleyi duraksamadan sürdürecek, yaşadığımız katliamların hesabını bir arada yaşam zeminlerini güçlendirerek, barış ve kardeşliğin ülkesini kurarak soracağız.

Tüm birimlerimizin bu çerçevede davranarak bulundukları yerellerdeki platformlarda görev alması ve her türlü katkıyı sunmaları önemlidir.

Bilgi ve gereğini rica ederiz.

                                                                                 Hüseyin Gül               Salman Hürkardeş

                                                                              Genel Sekreter               Genel Başkan

Bir cevap yazın