2019 YILI MERKEZİ HÜKÜMET BÜTÇESİNE GENEL BAKIŞIMIZ

2019 YILI MERKEZİ HÜKÜMET BÜTÇESİNE GENEL BAKIŞIMIZ

“Tek Adam Rejiminin” ilk bütçesi saray tarafından hazırlanarak meclise gönderildi. Bütçeler sırf ekonomik değil, bir hükümetin emek/sermaye ekseninde tercihlerini hangi sınıftan yana kullanılıyor, güvenlikçi politikalara mı yoksa demokratikleşme hamlelerine mi öncelik verildiğini gösteriyor. İktidarların kaynağın kimlerden toplanacağı ve nereye harcanacağına dair tercihlerini ortaya koyar. Yaşadığımız ekonomik krizin faturasının kime çıkacağının, krizin etkileri karşısında kimlerin korunacağının işaretleri bütçede verilir.

2019 bütçesi ilk kez Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanıyor. Sistem başkana vergi koymaktan, istenildiği kalemde keyfi harcama yapmaya kadar demokratik bir toplumla bağdaşmayan yetkiler tanıyor. Ayrıca bunun hesabını Meclis dahil hiçbir organa vermek zorunda değil. Parlamentonun bütçe teklifini reddetmesi halinde bile, bir önceki yılın yeniden değerleme oranına göre ayarlanarak sunulan bütçe yürürlüğe giriyor.

2019 bütçesi “mali disiplin” vurgusuyla “faiz dışı bütçe fazlası” hedefiyle pazarlanıyor. Bu IMF reçetelerinin , neoliberal zihniyetin Türkiye gibi ülkelere dayattığı “kemer sıkma” politikalarının IMF’siz biçimde uygulanmasından başka bir anlamı yoktur.

BÜTÇE AÇIĞI KİMLERDEN TOPLANACAK

2018 bütçesi; 762 milyar olarak düzenlenmişti, vergi ve gelirler 697 milyar, bütçe açığı 66 milyar olarak kabul edilmişti. Dolayısıyla %40-50 arasında zamların yapılacağını söylemiştik ve bu oran aşılarak gerçekleşti.

2019 bütçesi 960 milyar olarak ön görülmüş, gelirler 807 milyar, bütçe açığı 93 milyar olarak görülüyor. Bunun anlamı, 2019 yılında 93 milyar lira halka zam olarak yansıyacak.

2019 bütçesinin gelirlerinin %88 ni vergiler oluşturuyor. Toplanan verginin %62 si dolaylı vergi, yani tüketim üzerinden alınıyor. Ülkemizde vergi gelirlerinin, toplam istihdamın 2/3 ü, yani %65 i ücretli emekçilerden karşılandığı dikkate alındığında, 2019 bütçesinde de vergi yükünün yine emekçi, emekli ve dar gelirlilerin sırtına yıkılacağı anlaşılıyor. ÖTV ve KDV oranları yetmiyormuş gibi, artan oranlı vergi dilimi uygulamasının sürdürülmesi nedeniyle 2019 ücret/maaş zamları daha verilmeden uçup gitmiştir.

KESK-AR’a göre 2018 Eylül ayı Açlık sınırı 2.214 TL. Yoksulluk sınırı 6.237 TL. Tek çalışanın aylık harcaması 2.360 TL.dir. Ayrıca emeklilerin %80’i açlık sınırının altında ücret almakta ve bu bütçeyle öyle görünüyor ki bu zam furyası ve ekonomik kriz daha da şiddetlenerek devam edecek ve dar gelirlilerin durumu daha da kötüye gidecek.

İş-Kur verilerine göre 2017 Ocak ayında iş arayan 65 yaş üstü kişilerin oranı % 13 artmıştır. Çalışan ve iş arayan emekli sayısı hızla tırmanmaktadır. 2003 yılında 1.5 milyon olan çalışan ve iş arayan emekli sayısı 2017 yılında 4 milyonu aştı. Çalışan ve iş arayan emeklilerin sayısının giderek artmasının temel nedeni emekli aylıklarının insanca yaşamaya yetecek seviyede olmaması ve giderek düşmesidir.

Türkiye OECDülkeleri arasında, çalışılan dönemde alınan maaşa oranla en düşük emeklilik maaşı veren ülke konumundadır.

TÜİK’ten alınan rakamlar tam gerçeği yansıtmasa da ve Sayıştay raporlarında da belirtilen yolsuzluklar ve usulsüzlükler AKP iktidarını rahatsız etmiş olacak ki çareyi her iki kurumun başkan yardımcılarını görevden almakta bulmuşlar.

BÜTÇEDEKİ DAĞILIM NEYİ GÖSTERİYOR

Özellikle kamu yatırımlarından 30.9 milyar TL. Sosyal Güvenlikten 10.1 milyar TL. harcamaları toplamda 59.9 milyar TL. tırpanlayarak ve 16 milyar TL. ek vergi toplayarak, toplamda 75.9 milyar TL. tasarruf tedbirini övünme konusu yapmaları yanlış bir anlayışa işaret ediyor.

Tasarruf öngörülürken, Cumhurbaşkanlığı bütçesinin %29 arttırılması, İleri teknoloji ve ihracattan dem vurulurken Sanayi Bakanlığı bütçesinin %4.5 daraltılması, buna karşılık Diyanet bütçesinin %34.5 genişletilmesi bütçeni önceliklerini ortaya koyuyor. Ayrıca Jandarma %47, Emniyet %21, Sahil Güvenlik %27.5’luk ödenek artışları güvenlikçi ve savaş politikalarının 2019’da da devam edeceğini  göstergesidir.

BDDK verilerine göre geçen yıl sonu itibariyle milyoner sayısı 138 bin 980 idi, bu yılki 9 aylık dönemde bu sayı 187 bin 225 kişiye yükselmiştir. Demek ki krizi fırsata çeviren 50 bin civarında işini bilen vatandaşımız varmış. Gece yarıları bankalardan ucuz dolar alanlar ve yüksek fiattan yüklü miktarda dolar bozduran bu kişiler kimlerdir, bu güne kadar bir açıklama yapılmadığına göre bu yandaşlar iktidar tarafından korunduğu anlamından başka bir anlam çıkmaz.

Enflasyon 2003’ten beri en yüksek düzeyine, %25.2’ye, işsizlik resmiyette %10.8, gerçekte %16’ya , faizler yüzde 30’ların üzerine, üreticilerin maliyet enflasyonu %45’lere çıkmışken “kriz yok, bu psikolojiktir” sözü kimleri inandıracaktır.

İnandırıcı olmak istiyorlarsa; Cumhurbaşkanına yapılan %26’lık zam tüm emekli ve emekçilere uygulansın, Emeklilikte yaşa takılanların yasası çıkarılsın, dolaylı vergiler en az %50 indirmelidirler.

5510 SAYILI KANUNDA DERHAL DEĞİŞİKLİĞE GİDİLMELİ

5510 sayılı kanun yürürlüğe girmeden önce prim kazanç güncellemeleri belirlenirken enflasyon  oranlarına ve milli gelir artış oranının tamamı dikkate alınmaktayken 1 Ekim 2008 den sonra prim kat sayıları güncellenirken milli gelirin %30’u dikkate alınmaktadır. Bu durum kazançlarda önemli oranda hak kaybına neden oluyor.

5510 sayılı yasa ile aylık bağlamada da değişikliğe gidildi.  1 Ekim 2008 öncesi her bir 360 gün çalışma karşılığı aylık bağlama oranı %2.6 iken, 2008 sonrası her 360 gün için bu oran %2 ye düşmüştür. Böylece yeni düzenlemeyle aylık bağlama oranı her yıl için %2 olarak sabitlendiğinden 25 yıl çalışan sigortalıların aylık bağlama oranında her yıl için ortalama 0.6 puan bir azalma görülmektedir.

EMEKLİLER NE BEKLİYOR , NE İSTİYOR

1- 2019 yılı içinde Anayasada yapılacak değişiklikle emeklilerin sendika hakkının tanınıp, parlamentoda emekli sendikaları statü yasasının çıkartılıp, 2020 yılı zammı için sendika ile toplu sözleşme yapılmasını,

2- 2019 bütçesinde emekli yok, emekçi yok, halk yok, diyoruz ki emekliye, emekçiye, eğitime ve sağlığa bütçe,

3- Maaşlarımız %26 oranında arttırılsın, 2 maaş tutarında ikramiye verilmesi, Milli gelirden emeklilere pay verilmesini ve intibak yasasının çıkarılmasına,

4- Diğer sorunlarımızın çözümü için Hükümetle TİS masasına oturarak çözüm bulunulmasına,

5- Son çıkan 5510 sayılı yasada ortaya çıkan belirsizliklerin giderilerek, aradaki kayıpların giderilmesine,

6- Temel tüketim mallarından vergi alınmamasına, her türlü kamusal ulaşımdan emekli ve eşlerinin ücretsiz faydalanmasına,

7- Sağlıkta yapılan kesintiler kaldırılsın, erişilebilir sağlık hizmetleri sağlansın ve hastanelerde Geriatri kliniklerinin açılmasına,

Görülüyor ki bu sistemin değişmesi, Türkiye’nin krizden çıkışı için bir zorunluluktur.

Şimdi TBMM’de, ama hep sokakta ve günlük hayatımızın içerisinde yüksek sesle şu soruyu sormalıyız “bu bütçe kimin bütçesi” Sarayın mı, Halkın mı?

Bütçe mücadelesinin ayni zamanda bir demokrasi mücadelesi olduğuna inanıyoruz.

Yılmadan yorulmadan tüm demokrasiden yana güçlerle birlikte  mücadelemizi yükselterek bu koşulları değiştirmek elimizdedir. Yaşasın örgütlü mücadelemiz,                                    10 Aralık 2018

TÜM EMEKLİLER SENDİKASI

MERKEZ YÜRÜTME KURULU

Bir cevap yazın